| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Casper_m

DÜNYADA GÖRMEK İSTEDİĞİNIZ YERİ TIKLAYIN GÖRÜN..

DÜNYADA GÖRMEK İSTEDİĞİNIZ YERİ TIKLAYIN GÖRÜN..
İnanılmaz şahaser bir çalışma .

Güzel değil ! Bin defa güzel bir program . Bugüne kadar gördüğüm en başarılı bir mail !

Paniğe kapılmayın , haritaların üzerine son açılışa kadar kademe kademe bir kaç defa tıklamanız gerekebiliyor . Başlayınca bir saat değil bir hafta bile programın karşısından kalkmak istemeyeceksiniz !

Dünyanın görmek istediğiniz yeri neresiyse oraya tıklayın.
Mükemmel hazırlanmış bir program.
Milli marşlar da vardır..Hangi ülkeyi seçerseniz..Milli Marşı da çalıyor....

T I K L A Y I N I Z ...

Radyo Tiyatrosu - Mazlumun Ahı - Anton Chehov - Casper_m

Radyo Tiyatrosu
Mazlumun Ahı - Anton Chehov
 

Ağlayamayan Adamın Öyküsü

Küçükken ağladığında "Ağlama ne kadar ayıp, kocaman çocuksun."dediler, o gözyaşlarını kalbine akıttı...

Ergenliğe girdiğinde, "Oğlum sen süt kuzususun!" dediler, o yine kalbine akıttı gözyaşlarını.

Delikanlı olduğunda "Erkek adam ağlar mı?" dediler, o yine kalbine akıttı gözyaşlarını.

Baba olduktan sonra, "Aa, çocuğunun önünde!" dediler, o yine kalbine akıttı gözyaşlarını.

Dede olduğunda, "Koskoca adam oldun." dediler ve o yine akıttı kalbine gözyaşlarını.

Kalbi büyüdü gözyaşlarıyla, artık dayanamaz oldu. Artık kalbinde depoladığı tuzlu su, kanına yer bırakmıyordu. Dayanamadı daha fazla damarlarındaki acıya, duygularını özgürce yaşayamadığı toplumdan göçüp gitti. Ardından kimileri yine akıttı gözyaşlarını kalplerine...

Artık Evlilik Tekliflerinde Son Moda

Artık evlilik tekliflerinde son modaymış..

 

çok romantik )


TARZ ALYANS





































 

Sakız Hanım Mahur Bey - Öykü

İsmi Kurban'dı. Bayram günü doğmuş olmalı yada oğlan olsun, kurban olsun adına konmuş bu isim.
Okulun köşede sımışqa ( günebakan ) satardı. İşaret parmağının yarısı kadar siyah çekirdeklerdi, sadece onda bulunurdu. Sim siyah, kavrulmuş. Yedikçe yiyesi gelirdi insanın ve o, en iyisi olsun diye kendi ektirirdi günebakanları.
Her gün için bir çanta sımışqa doldurup götürürdü ve çoğu zaman öğlen oldu mu biterdi işi. Fazlaya tamahı yoktu, kanaatkardı. İşi bitince Zöhrep teyzenin istediklerini çantasına doldurup evine dönerdi. Hoş ihtiyacı da yoktu sımışqa satmaya ama alışkanlıktı işte. Her sabah tanıdıkları görmek, ayaküstü birkaç sohbet etmek için bir bahaneydi belki de...
Bizler eski kitapların yapraklarını kıvırıp külah yapardık ona, içine sımışka koysun diye. Bir gün külahı açıp okumuş ve bize bir daha kitapları yırtmayı yasak etmişti. Dahası saman kağıtlar alırdı toplar halinde kitaplara dokunmayalım diye...
Birkaç tane ineği, koyunu vardı,bir haylide babadan kalma tarlası. Mahallemizde hiç yoksul insan olmadığından sabahları birkaç litre sütü başka mahalledeki yoksul evlere verir öyle giderdi tezgahının başına. Her gün bir eve bir kap dolusu yumurta verirlerdi ve sokağımızdaki her evin bir çocuğunun tavuğu varmış onların tavuklarının içinde.
Zöhrep teyze varlıklı bir ailenin kızıymış ama "aşk" sahidenmiş o zamanlar, iç-tenmiş. Güvenmek yetermiş ve güvenilen her kim ise çabası bu üzre imiş... İnsan zamanıymış. Aşk ve güven samanlığı seyran edermiş....
Kayınpederinin "Bu adam sımışqa mı satıp seni geçindirecek?" Sözüne inat nafaa memuru olmayıp okulun köşeyi mesken tutacak kadar da inatçı imiş Kurban amca....
Havanın açık olduğu her gün akşama doğru ahırın damında semaver yakıp çay yaparlardı. Güvercinlere yem atarlardı ve o saatlerde güvercinler sadece onların damına konardı. Konuşurdular onlarla, oynaşırdılar.
Çocukları okuyup şehirden gitmişlerdi, avuntuları bizlerdik, birde Zöhrep teyzenin kedileri.
         Hiçbir kaygıları yoktu. Ölümlük bir kaş kuruş para biriktirmiş, Zöhrep teyze kurban amcayı,       Kurban amca Zöhrep teyzeyi mahalleliye emanet etmişti, gözleri arkada kalmayacakmış...
Kimin başı ağrısa, kimin bir sıkıntısı olsa o kişinin yanındaydılar. Biri sokağımızın babası, diğeri annesiydi.
***
Ehlikeyifti kurban amca. Çayını alır, gazetesini açar, birde sigara yakardı. Zöhrep teyze gramofonu kurardı. Yaz mevsimiyse eğer kısır dut ağacının altındaki divana uzanırdı. Kış mevsimi ise keyfine göre dizayn ettirdiği, Zöhrep teyzenin rengarenk çiçekleri ile dolu genişçe camekanın içinde keyf ederdi.
Bahçesinde çilekler yetiştirirdi / halen burnumda kokusu/
Birkaç haftada bir mutlaka mangalda sucuk yapardı ve komşu evlere lavaşların içinde gönderirdi.
Bazen dağa giderdiler büyüklerimizle, tomurcuk kar getirirdiler. Hanımlar çeşitli meyve reçellerini sulandırıp dökerdiler üzerine.
Faytonlar dizilirdi, içlerine doluşup pikniğe giderdik. Telsizdeki büyük ıhlamur ağaçlarının ortasına bir battaniye gerer, Zöhrep teyzeyi oraya yatırır sallardı çocuklar gibi.... Etler pişirilirdi, bolca balık tutulurdu, erkekler bir köşeye çekilip rakıları açardı. Kurban amca keyiflenirdi. Gramofonlarda dinlediğimiz şarkılardan birini seçer ve başlardı söylemeye... / Sazlar çalınır çamlıcanın bahçelerinde, Bülbül sesi var şarkıların nağmelerinde, Bir taze emel var bu kızın handelerinde/ Sonra gelirdi eşinin yanına kulağına bizi utandıracak bir şey söylerdi  sadece ikisinin ve biz çocukların duyabileceği ses tonuyla. Zöhrep teyzenin fındığımsı burnuna dokunurdu parmağının ucuyla / acaba o anda sarılma isteğinin bastırılması için miydi bilmem./
Ve her piknikte "Rakıname" okurdu...
Tiyatroların, sinemaların müdavimiydiler...
Özenirdik....
Bir çoğumuz plastik ufak bidonlara sımışqa doldurup sokak başlarında "Beş bardağı Yirmi beşe" Diye bağırdıysak ta asla o olamadık. Keramet sımışqa da değilmiş....
 
***
Bir gün yağmura yakalanmış, eve varırım diye sığınmamış bir yere. Sonra hastane, sonra tahliller, filmler.... Amcam Erzurum'a Üniversiteye götürmüş, yapacak bir şey yokmuş.... Önce sokağımız, sonra mahallemiz, ardından onu tezgahında göremeyenler doluştu evine. Helallik alacak ne kadar insan vardı?
Gün geçtikçe daha da ağırlaşmış, konuşamaz olmuş. Adettendir "Canın ne ister?" diye sormak. Her kes soruyor, o gözleriyle hiçbir şey der gibi bakıyordu....
Yemeden içmeden kesilmiş. Her kes hazırlıklı, tedirgin...
Zöhrep teyze "Canın ne ister, sana ne yapayım" Diye sormuş...
"Üzüm" demiş zor bela çıkarabildiği sesle...
Kış, zemheri... Haber salınmış Ege'de oturan akrabalara son isteği diye. Bulunup yollanmış.
Hanımı üzüm koparıp yediriyormuş."Nereden?" diye sormuş "Manisa'dan yolladılar, sen istedin ya"...Gülmüş... "Hep söylemek isterdim de söyleyemezdim. O gün sen ne istediğimi sorduğunda "üzüm gözlüm" hiç bir şey istemem diyecektim"
3 yıl yaşadı ehlikeyif amca. Doktorların inadına mıydı yoksa üzüm gözlüsünün hatırına mı bilinmez...
Önce üzüm gözlüsü gitti, ardından o...
Kazmanın yere saplanmadığı soğuklardı... Üzüm gözlüsünün eliyle yoğurduğu tezeklerin ateşinde yumuşattık toprağını...
Bir ay içinde ard arda düşüp gitti sokağımızın
 
İsmi Kurban'dı. Bayram günü doğmuş olmalı yada oğlan olsun, kurban olsun adına konmuş bu isim.
Okulun köşede sımışqa ( günebakan ) satardı. İşaret parmağının yarısı kadar siyah çekirdeklerdi, sadece onda bulunurdu. Sim siyah, kavrulmuş. Yedikçe yiyesi gelirdi insanın ve o, en iyisi olsun diye kendi ektirirdi günebakanları.
Her gün için bir çanta sımışqa doldurup götürürdü ve çoğu zaman öğlen oldu mu biterdi işi. Fazlaya tamahı yoktu, kanaatkardı. İşi bitince Zöhrep teyzenin istediklerini çantasına doldurup evine dönerdi. Hoş ihtiyacı da yoktu sımışqa satmaya ama alışkanlıktı işte. Her sabah tanıdıkları görmek, ayaküstü birkaç sohbet etmek için bir bahaneydi belki de...
Bizler eski kitapların yapraklarını kıvırıp külah yapardık ona, içine sımışka koysun diye. Bir gün külahı açıp okumuş ve bize bir daha kitapları yırtmayı yasak etmişti. Dahası saman kağıtlar alırdı toplar halinde kitaplara dokunmayalım diye...
Birkaç tane ineği, koyunu vardı,bir haylide babadan kalma tarlası. Mahallemizde hiç yoksul insan olmadığından sabahları birkaç litre sütü başka mahalledeki yoksul evlere verir öyle giderdi tezgahının başına. Her gün bir eve bir kap dolusu yumurta verirlerdi ve sokağımızdaki her evin bir çocuğunun tavuğu varmış onların tavuklarının içinde.
Zöhrep teyze varlıklı bir ailenin kızıymış ama "aşk" sahidenmiş o zamanlar, iç-tenmiş. Güvenmek yetermiş ve güvenilen her kim ise çabası bu üzre imiş... İnsan zamanıymış. Aşk ve güven samanlığı seyran edermiş....
Kayınpederinin "Bu adam sımışqa mı satıp seni geçindirecek?" Sözüne inat nafaa memuru olmayıp okulun köşeyi mesken tutacak kadar da inatçı imiş Kurban amca....
Havanın açık olduğu her gün akşama doğru ahırın damında semaver yakıp çay yaparlardı. Güvercinlere yem atarlardı ve o saatlerde güvercinler sadece onların damına konardı. Konuşurdular onlarla, oynaşırdılar.
Çocukları okuyup şehirden gitmişlerdi, avuntuları bizlerdik, birde Zöhrep teyzenin kedileri.
         Hiçbir kaygıları yoktu. Ölümlük bir kaş kuruş para biriktirmiş, Zöhrep teyze kurban amcayı,       Kurban amca Zöhrep teyzeyi mahalleliye emanet etmişti, gözleri arkada kalmayacakmış...
Kimin başı ağrısa, kimin bir sıkıntısı olsa o kişinin yanındaydılar. Biri sokağımızın babası, diğeri annesiydi.
***
Ehlikeyifti kurban amca. Çayını alır, gazetesini açar, birde sigara yakardı. Zöhrep teyze gramofonu kurardı. Yaz mevsimiyse eğer kısır dut ağacının altındaki divana uzanırdı. Kış mevsimi ise keyfine göre dizayn ettirdiği, Zöhrep teyzenin rengarenk çiçekleri ile dolu genişçe camekanın içinde keyf ederdi.
Bahçesinde çilekler yetiştirirdi / halen burnumda kokusu/
Birkaç haftada bir mutlaka mangalda sucuk yapardı ve komşu evlere lavaşların içinde gönderirdi.
Bazen dağa giderdiler büyüklerimizle, tomurcuk kar getirirdiler. Hanımlar çeşitli meyve reçellerini sulandırıp dökerdiler üzerine.
Faytonlar dizilirdi, içlerine doluşup pikniğe giderdik. Telsizdeki büyük ıhlamur ağaçlarının ortasına bir battaniye gerer, Zöhrep teyzeyi oraya yatırır sallardı çocuklar gibi.... Etler pişirilirdi, bolca balık tutulurdu, erkekler bir köşeye çekilip rakıları açardı. Kurban amca keyiflenirdi. Gramofonlarda dinlediğimiz şarkılardan birini seçer ve başlardı söylemeye... / Sazlar çalınır çamlıcanın bahçelerinde, Bülbül sesi var şarkıların nağmelerinde, Bir taze emel var bu kızın handelerinde/ Sonra gelirdi eşinin yanına kulağına bizi utandıracak bir şey söylerdi  sadece ikisinin ve biz çocukların duyabileceği ses tonuyla. Zöhrep teyzenin fındığımsı burnuna dokunurdu parmağının ucuyla / acaba o anda sarılma isteğinin bastırılması için miydi bilmem./
Ve her piknikte "Rakıname" okurdu...
Tiyatroların, sinemaların müdavimiydiler...
Özenirdik....
Bir çoğumuz plastik ufak bidonlara sımışqa doldurup sokak başlarında "Beş bardağı Yirmi beşe" Diye bağırdıysak ta asla o olamadık. Keramet sımışqa da değilmiş....
 
***
Bir gün yağmura yakalanmış, eve varırım diye sığınmamış bir yere. Sonra hastane, sonra tahliller, filmler.... Amcam Erzurum'a Üniversiteye götürmüş, yapacak bir şey yokmuş.... Önce sokağımız, sonra mahallemiz, ardından onu tezgahında göremeyenler doluştu evine. Helallik alacak ne kadar insan vardı?
Gün geçtikçe daha da ağırlaşmış, konuşamaz olmuş. Adettendir "Canın ne ister?" diye sormak. Her kes soruyor, o gözleriyle hiçbir şey der gibi bakıyordu....
Yemeden içmeden kesilmiş. Her kes hazırlıklı, tedirgin...
Zöhrep teyze "Canın ne ister, sana ne yapayım" Diye sormuş...
"Üzüm" demiş zor bela çıkarabildiği sesle...
Kış, zemheri... Haber salınmış Ege'de oturan akrabalara son isteği diye. Bulunup yollanmış.
Hanımı üzüm koparıp yediriyormuş."Nereden?" diye sormuş "Manisa'dan yolladılar, sen istedin ya"...Gülmüş... "Hep söylemek isterdim de söyleyemezdim. O gün sen ne istediğimi sorduğunda "üzüm gözlüm" hiç bir şey istemem diyecektim"
3 yıl yaşadı ehlikeyif amca. Doktorların inadına mıydı yoksa üzüm gözlüsünün hatırına mı bilinmez...
Önce üzüm gözlüsü gitti, ardından o...
Kazmanın yere saplanmadığı soğuklardı... Üzüm gözlüsünün eliyle yoğurduğu tezeklerin ateşinde yumuşattık toprağını...
Bir ay içinde ard arda düşüp gitti sokağımızın Sakız hanımı ile Mahur beyi...
http://img259.imageshack.us/img259/9342/casperm131id9ea3.gif